Haritaya bakınca küçük bir çizgi gibi görünebilir… Ama o çizgi, Türk dünyasının kaderini değiştirecek bir damar. Zengezur Koridoru sadece bir ulaşım hattı değil; Türkiye’den Azerbaycan’a, oradan Orta Asya’ya uzanan ekonomik, stratejik ve kültürel bir köprü.
Bu hattın önemi, bugün başlamadı. 16. yüzyılda Osmanlı ile Safevi arasındaki rekabette, Kafkasya geçitleri stratejik üstünlüğün anahtarıydı. 19. yüzyılda Rus Çarlığı, Türk coğrafyasını birbirinden koparmak için bu topraklara özel olarak yüklendi. Sovyetler döneminde ise Zengezur’un Azerbaycan’dan koparılıp Ermenistan’a verilmesi, Türk dünyasının kara bağlantısını kesen siyasi bir mühür oldu. Bugün o mühür kırılıyor.
Bu koridor açıldığında, Ankara’dan çıkan bir yük treni, Hazar’ı aşmadan doğrudan Türkistan’a ulaşabilecek. Ticaret hızlanacak, enerji hatları güvenli hale gelecek, kültürel bağlar güçlenecek. Yani Gaspıralı İsmail’in “Dilde, fikirde, işte birlik” hayali, raylara ve yollara kazınmış olacak.
Ama bakıyoruz ki Amerika, birdenbire “biz de varız” diyor. Kusura bakmasınlar, kimse saf değil. Ortadoğu’da, Kafkasya’da, Asya’da attıkları her adımın altında çıkar hesabı var. Buraya gelmelerinin tek nedeni, pastadan pay almak. Hem de öyle bir pay ki, işi yapan biz olacağız, ipleri onlar tutacak.
Olmaz!
Bu yolun sahibi biziz. Bu hattın planını, kontrolünü, güvenliğini Azerbaycan öncülüğünde Türk devletleri yapmalı. Çünkü bu koridor, NATO’nun, AB’nin ya da Washington’un stratejik oyuncağı değil; bizim tarihimizin, kültürümüzün ve geleceğimizin omurgasıdır.
Unutmayalım: Yolu başkası yaparsa, yönünü de başkası belirler. Bizim yapmamız gereken, kendi masamızı kurmak, kendi şartlarımızı yazmak, kendi yolumuzu çizmek.
Zengezur Koridoru, Türk dünyasının şah damarına bağlanan altın köprü olacaksa, bu köprüye mühür vuran el Türk’ün eli olmalı. Ve bu kez, tarih sayfalarına “Türkler kendi kaderini kendi yazdı” diye geçmeliyiz.

YORUMLAR