Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ziya ÖNCAN
Ziya ÖNCAN

Gurbetin Gölgesinde – Zonguldaklıların Yol Hikâyesi 1. Bölüm: Zonguldak’tan Giderken – Gurbetin Başlangıç Hikâyesi

Zonguldak… Bir şehirden fazlası, bir hayat tarzı. Toprağın altından alın teriyle kömür çıkaran insanların vatanı. Her evin duvarında bir madenci miğferi, her sokakta geçmişin izleri… Ve bir gün, o duvarların arasından yola çıkmak zorunda kalan binlerce insanın hikâyesi başladı: Gurbet…

1950’lerin sonu, 60’ların başı… Türkiye’nin dört bir yanından olduğu gibi Zonguldak’tan da başlayan göç dalgası, önce Almanya’ya, ardından Belçika’ya, Fransa’ya, Avusturya’ya uzandı. Kimisi bir devlet anlaşmasıyla, kimisi kendi imkânlarıyla bir bilinmeze yelken açtı. Ama hepsinin ortak noktası vardı: Geride bir “Zonguldak” bırakmak.

Gurbet yolculuğu, sadece coğrafi bir mesafe değildi. Bir kültürün, bir geleneğin, bir yaşam biçiminin sırtlanıp götürülmesiydi. O valizlerin içine üç beş giysi konur ama asıl yük; bir annenin duası, bir çocuğun gözyaşı, bir eşin “dön gel” bakışıydı. Köy meydanında bir traktörün tozuyla başlayan ayrılıklar, gar sahasında ağlayan gözlerle nihayet bulurdu.

Nazım Hikmet’in dediği gibi:
“Gurbet elde bir kurşun gibi,
Yüreğimde bir ateş,
Nereye gidersem gideyim,
Zonguldak’tan kopmam,
Toprağımda bir parça kalırım.”

Zonguldak’tan giderken yanına bastonunu alan ihtiyar, köy ekmeğini koyan ana, bastırılmış türkülerini mırıldanan genç… Hepsi bir hikâyeyi beraberinde taşıyordu. Çünkü Zonguldaklılar, yalnızca başka bir şehir ya da ülkeye değil, bir bilinmeze gidiyordu. Sırtlarında kömürün kara izleri, yüreklerinde Karadeniz’in hırçınlığı vardı.

Gidenlerin niyeti belliydi aslında: “Üç beş yıl çalışayım, para biriktirip dönerim.” Ama zaman, gurbette farklı işler. Günler haftaya, yıllar on yıllara dönüştü. Gidiş kolaydı belki ama dönüş… Dönüş bir daha hiç eskisi gibi olmadı.

Ve unutmamak gerek ki;
“Hasretin rengi, her damla gözyaşında ayrı bir mavi saklar.”

Çünkü Zonguldak’tan giderken sadece insanlar değil, duygular da yollara düştü. Hasret, gurbette yeşerdi. Özlem, her bayram otobüslerinde yeniden doğdu. Mektuplarda titreyen eller, bayram sabahlarında kurulan telefon kuyruğunda bekleyen gözyaşları… Zonguldak, hep içte bir yangın olarak kaldı.

Ve o günlerden bugüne bir gelenek oluştu: Her Zonguldaklı, gurbete çıkarken yanında bir parça memleket taşır. Kimisi bastonla çıkar yola, kimisi mancar tohumu alır yanına, kimisi çocuklarına memleket türküsünü öğretir. Çünkü bilinir ki Zonguldaklı, nereye giderse gitsin; Zonguldak da onunla gider.

Gurbetin ilk durağı işte böyleydi… Acıydı, ama onurluydu. Soğuktu, ama umut doluydu. O trenin, o uçağın, o otobüsün içinde yalnızca yolcular değil; Zonguldak’ın yorgun ama dimdik duruşu da vardı.

Devam edecek…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.