Yıllar boyunca hep şehirlerin parıltısına, gürültüsüne, kalabalığına özen gösterdik. Büyük binalar, geniş caddeler, yüksek maaşlar bize “başarı” olarak sunuldu. Hep daha fazlasını istedik: Daha iyi bir iş, daha yeni bir araba, daha büyük bir ev… Ama tüm bunların arasında fark etmeden kendimizi kaybettik.
Şimdi o büyük şehirlerin ortasında, beton duvarlar arasında bir an durup düşününce fark ediyor insan:
Ne kazandım, neyi kaybettim?
Gurbet dediğimiz şey sadece memleketten uzak olmak değilmiş aslında. Bazen insan kendi toprağında da gurbet yaşayabiliyormuş. Yabancılaşmakmış asıl gurbet — doğaya, insanlara, hatta kendine yabancılaşmak…
Ben de yıllarca gurbet ellerde çalıştım. Her sabahın karanlığında yollara düştüm, akşam eve döndüğümde gökyüzüne bakmaya bile zaman bulamadım. Kazandım mı? Evet, belki biraz para, biraz statü… Ama yitirdiğim şey çok daha büyüktü:
Toprağın kokusunu, kuşların sesini, sabah çiyinin tazeliğini…
Artık anlıyorum, şehirlerin ışığı ne kadar parlak olursa olsun, insanın içini aydınlatmıyor. Çünkü o ışık doğudan, güneşten değil; neon tabelalardan geliyor. Şehirde insan gökyüzüne değil, binaya bakıyor; toprağa değil, betona basıyor.
Köye dönmek, sadece bir yer değişikliği değil, bir ruh dönüşü aslında. Doğaya dönmek, sade yaşamak, kendi emeğinle ürettiğini yemek, suyun sesini dinlemek… Bunlar modern dünyanın unutturduğu ama insanın özünde var olan güzellikler.
Köyde yaşamak, zamanı yeniden hissetmek demektir. Şehirde saatler hızla akar; köydeyse gün doğumunu, akşam serinliğini, mevsimin rengini fark edersin.
Sabah kalktığında hava neyse günün öyledir — çünkü doğanın ritmiyle yaşarsın.
Köyde komşuluk vardır, selam vardır, paylaşmak vardır. Birinin bahçesinde elma olgunlaşırsa, yarısı diğerine gider. Şehirde ise kapı komşunun adını bile bilmezsin.
Köyde çocuklar sokakta oynar, şehirde ekranlara hapsolur.
Şimdi anlıyorum ki, “ilerlemek” bazen geri dönmektir.
Toprağa, köklerine, kendine dönmektir.
O yüzden ben köyüme dönüyorum.
Belki şehirde bıraktıklarım “delilik” der bu karara, ama ben biliyorum: asıl delilik, doğadan kopup, ruhsuz betonların arasında yaşamaktır.
Ben köyüme dönüyorum, çünkü orada sadece doğa değil, insanlık da yeniden filizleniyor.
Toprakla bir olup, rüzgârla nefes alacağım.
Neon ışıkları değil, yıldızları izleyerek uyuyacağım.
Ve biliyorum, bir gün herkesin yolu yine toprağa düşecek…
Kimi sonunda huzuru bulmak için, kimi geç kalmış pişmanlıklarla.
Ama ben geç kalmadan dönüyorum.
Köyüme, toprağıma, kendime…

YORUMLAR