Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Değirmenci
Hasan Değirmenci

Aile çökerse nüfus dibe vurur, ülke uçuruma sürüklenir…

İngiltere’nin parlak entelektüellerinden John Berger, 1978 yılında bizim “varoşlarımızda” bir mahalleye gider, bir eve misafir olur.

JOHN BERGER: TÜRK EVİ: CENNET

Nasıl başlık ama!

Muhteşem, değil mi?

Nereden nereye…

Şimdi Türk evi’nin yerinde yeller esiyor: Aile çökmenin eşiğine geldi. “Cennet”, cehenneme dönüşmek üzere…

AİLE BAKANLIĞI: AİLENİN ALTINI OYAN DİNAMİT!

Dürüst olalım ve hakikati ifade edelim: Ailenin çözülme sürecinde hükümetin tartışmalı aile ve kadın politikalarının da etkisi olduğu söylenebilir.

Hükümet bir yandan kadının iş hayatındaki rolünün artırılmasıyla övünürken, öte yandan ailenin zayıflamasından yakınmaktadır.

Ne yaman çelişki… AK Parti muhafazakâr bir parti değil mi? Seküler-liberal bir çizgide olmadığı halde bu tablo nasıl ortaya çıkmaktadır?

AK Parti, aileyi koruyacak stratejiler geliştirmek zorundadır. Kadının yalnızca iş hayatına değil, aynı zamanda aile hayatına da güçlü biçimde destek verilmesini önceleyen dengeli politikalar üretmesi gerekir.

Aile Bakanlığı’nın özellikle nafaka düzenlemeleri ve sosyal medya kullanım yaşına ilişkin çalışmaları önemlidir ve takdire şayandır.

Bununla birlikte, zaman zaman aile yapısına dair kararların farklı ideolojik etkiler altında şekillendiği yönünde eleştiriler de yapılmaktadır.

Bazı düzenlemeler (AB uyum yasaları çerçevesinde yapılan değişiklikler, kadının beyanının esas alınması, nafaka sistemine dair tartışmalar vb.) aile kurumunun daha fazla tartışmaya açılmasına ve boşanma oranlarının artışına dair kaygıların gündeme gelmesine yol açmaktadır.

Sonuç olarak, bazı çevreler Aile Bakanlığı’nın “koruyucu” rolünden ziyade tartışmalı bir dönüşüm sürecinin parçası haline geldiğini ileri sürmektedir.

AİLENİN ÇÖKÜŞÜNE YOL AÇAN DİĞER FAKTÖRLER…

Ailenin zayıflamasına yol açan diğer faktörleri şöyle özetlemek mümkündür:

  • Medyanın egoizmi yücelten, aile kurumunu zayıflatan, boşanmayı normalleştiren ve sorunlu ilişkileri romantize eden içerikleri,
  • Reyting odaklı televizyon programlarının aile yapısını tartışmalı biçimde ele alan yayınları ve popüler kültürün yozlaştırıcı etkileri,
  • Kadın kuşağı programları ve benzeri formatların aile içi mahremiyeti aşındırması,

12 yıllık zorunlu eğitim sisteminin mesleki eğitimi zayıflattığı, ara eleman sorununu derinleştirdiği ve sosyolojik dengeleri etkilediği yönünde eleştiriler de bulunmaktadır. Bu durumun, iş gücü piyasasında dışa bağımlılığı artırdığı iddia edilmektedir.

AİLEYİ KURTARAMAZSAK ÜLKEYİ KURTARAMAYIZ!

Nüfusunu yitiren bir ülke, zamanla nüfuzunu da yitirir.

Dünyada pandemi sonrası dönemde belirginleşen demografik mücadeleler artık bir gerçektir.

Ailenin zayıfladığı toplumlarda nüfus da doğal olarak gerilemektedir.

Bu nedenle aileyi güçlendirmeden demografik yapıyı korumak mümkün değildir.

Öyleyse işe aileden başlanmalıdır…

Zorunlu alanlar dışında kadının anne rolünü destekleyen, aileyi teşvik eden sosyal politikalar geliştirilmelidir. Ev yeniden “cennet” haline getirilmelidir.

Ev kadınlarına ve annelere yönelik ekonomik destek modelleri de bu çerçevede değerlendirilebilir.

Bir dönem dünyada ailenin güçlü olduğu ülkeler arasında Türkiye gösterilirdi; bugün ise bu yapı ciddi bir dönüşüm içindedir. Sekülerleşme, hızlı kentleşme ve plansız şehirleşme bu süreci hızlandırmıştır.

Betonlaşan şehirler, insanı ve aileyi dar alanlara sıkıştıran yaşam biçimleri üretmiştir.

Kriz ve afet dönemlerinde güçlü aile yapısının önemi bir kez daha görülmüştür. Ancak modern kent yaşamı bu dayanışma yapısını zayıflatmaktadır.

6 Şubat Kahramanmaraş Depremi de bu kırılganlığı acı biçimde ortaya koymuştur.

ASIL DEPREM, AİLEDE YAŞANAN DEPREM!

6 Şubat Kahramanmaraş Depremi, yalnızca jeolojik bir yıkım değil; aynı zamanda sosyolojik kırılganlıkları da görünür kılmıştır.

Büyük şehirlerde kira krizleri, barınma sorunları ve sosyal dengesizlikler bu sürecin toplumsal yansımalarıdır.

Asıl mesele, toplumun yapısal dayanıklılığının zayıflamasıdır.

Aile korunmadıkça; evlilik oranlarının düşmesi, aile içi çatışmaların artması, çocukların sağlıklı bir aile ortamından uzak büyümesi ve toplumsal şiddetin artması gibi sorunların önüne geçmek zorlaşacaktır.

Bu noktada eğitim sisteminin yeniden değerlendirilmesi, toplumsal değerlerin güçlendirilmesi ve ahlaki çerçevenin yeniden inşası gerektiği vurgulanmaktadır.

Sevgi, saygı, edep, adab-ı muaşeret gibi değerler yeniden hatırlanmalıdır.

Son söz: Suçu tek bir yere yüklemek yerine, bu dönüşümün içinde hepimizin payını görmek gerekir. Toplum olarak yeniden düşünmek zorundayız.

Hasan Değirmenci

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER